18 Kasım 2010 Perşembe

Çizgiler

Belli bir yaşa gelmiş,insanlar tarafından "olgun" olarak kabul edilmişseniz işler daha berbat oluyor.Çünkü hata yapma şansınız yok.Etrafınızda göz kamaştıran bir kaos ve diğerleri buna "hayat" diyor.Özgürlük adını verdikleri hapishanede "özgürüz" diye bağırarak çizgilere basmadan yürüyorlar.Çizgiler.Yasak.

Toplum kuralları,akıllıca yanyana getirilmiş.Benim için bir şey ifade etmiyor.Otobüs durağı fazlaca dolu,dışlanmışlar ve kabul edilmişler.Örtülerin ardından sadece yüzünün  ufak bir kısmını görebildiğimiz bir genç kız,saçları aşırı derecede uzun ve güzel olan bir adama bakıyor.Adamın ona bakışlarında üstü kapalı bir yergi var,kapalı olan genç kız adama acıyor.Ona göre adam yoldan çıkmış,kıyamet yaklaşıyor diye düşünüyor belki de.Aynı yolun yolcuları aslında ikiside farkında bunun ama çizgiler.Çizgiler birbirine değmemek için yaratılmış.Arkalarda bir kadın,bacaklarında tanımadığı bir adamın döllerinin kalıntısı,hiç tanımadığı bir şehirde,hiç tanımadığı bir bedende,yalnız.Kimse sormuyor neden burada olduğunu,neden ağlamadığını,neden sesinin hiç çıkmadığını..Kadının adı yok,o "orospu".Bedeni karşılığında para ödenmesi damgalıyor onu,parayı kimin aldığı önemli değil.O "orospu".Kötü örnek,kınanan.Kimse sormuyor hayallerine kimin tecavüz ettiğini,o hiç kimse ve çizgiler hiç kimselerin hayalleri olamayacağını söylüyor.


Orospunun yanında saçı sakalı birbirine karışmış bir adam.Boş gözlerle karşı kaldırımı izliyor.Tehlikeli bir havası var.Annelerin "Aman kızım sakın yaklaşma" diyeceği bir tip,hapisten yeni çıkmış.Bir karısı varmış zamanında,daha temiz birine kaçmış.Yoldan geçen küçük kıza attığı özlem dolu bakış yanlış anlaşılıyor.O hırsız,katil ya da herneyse,önemi yok.Suçlu,suçludur çizgilerde.Adamın çaprazında ayakta duran bir kadın var.Tayyörü ve son moda ayakkabılarıyla görüntüsü asil.Belli alışık değil otobüslere,neden burada?Kadının aklında binlerce düşünce,tedirgin,bacaklarının arasında kaynayan bir yanardağ.Heyecanlı..Çizgiler onun dünyası..Kadın çizgilerin en karmaşık olduğu otobüse büyük bir heyecanla biniyor.Arkasında duran genç adama yaslıyor kalçalarını,kapalı gözlerinin arkasında çizgileri hatırlatmaya çalışan çaresiz beyni,kalbi "özgürlük" denen şeyin aslında çok berbat olduğunu düşünüyor.Hiç özgür değil.Toplumun gözüne hoş gözüken saygın bir evliliği var.Saygın bir iş,düzenli yenen yemekler,düzgün kıyafetler,katı kurallar.Gençken hiç kaçamak öpücükleri olmamış kadının,kalbi hiç gümbürdeyerek atmamış.Gözlerini sıkıca kapatıyor ve yaslanıyor arkasındaki güçlü adama,burada çizgi yok.


Günüm intiharın eşiğindeki bir hastam yüzünden mahvoldu.Tüm gün onun özgürlük tanımını dinleyip ne kadar haklı olduğunu düşündüm.Örtülüydü ve neredeyse inanmayan bir adama aşık olmuştu. "Beni boğuyorlar" diye ağladı telefonda, "beni öldürecekler" dedi.Özgürlük adı verilen yaşamda özgür kalamamaktı derdi.
Nasıl yazdım ne yazdım bilmiyorum ama
Bu kadar,şimdilik.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Kaçıncı blogum olduğunu bende bilmiyorum fakat bir hayli oldu sanırım.Merhaba,ben sokakta gördüğünüz insanlardan biri olabilirim ama olmayabilirim de blogu diğerlerinde özgür olamadığım için açtım.Çünkü tanıyordu beni insanlar,tanınıyordum.Sınırları olmayan deli dolu bir kadındım onlara göre ama "öteki" olmamı kaldıramazdı hiçbiri.
Şimdi
Yeniden "Merhaba"
Ben evli bir adamla konuşuyorum.
Sadece konuşuyoruz,evet.
Ama ben onu istiyorum ve sanırım o da beni istiyor.Sandığınız ya da düşündüğünüz gibi yakışıklı değil,tipim bile değil esasında ama birşey var.Birşey beni ona çekiyor ve ben gidiyorum.
Beni limana bağlayacak kelimeler olsun istedim,boğulmamam gerek,suyun akışına kapılmamam gerek
Anlıyor musunuz?